18 Haziran 2010 Cuma

Farkındalık...


Bu gece şunu farkettim; kısa bir öykü yazmaya çalışıyorum ama karakterlere ne isim koysam eğreti duruyor. Ahmet desem klişe, Berk desem komik. Ne koysam kulağıma hoş gelmiyor da, Jack, Charles gibi ecnebi isimlerini de kullanmak bana abes geliyor. 3.sayfa haberlerinde önemsiz hayatlar gibi lanse edilen “M.K” kısaltmaları da, karaktere gizemden ziyade, özenti bir hava veriyor. Kısacası hikayeyi x ile y a ile b şehirleri arasında yaşıyor şimdilik.

Bu akşam farkına vardığım başka bir olgu da, zil sesi yaptığım Pink Floyd - Time şarkısının uyandırıcı gücü. Sağlam sinir bozuyor sabah. Uyanamayanlara tavsiye.

Baba ve Piç adlı, benim gözümde sadece ısınmak için kullanılması gereken kitabın 70.baskısını yaptığını görmek bir yana, Olasılıksız adlı ne idüğü belirsiz polisiye romanında en çok satılanlar listesinin tepelerinde olduğunu görmek ayrıca canımı sıktı. Her sene yeni bir roman sıçmayı nasıl başardıklarını anlayamadığım bu yazar bozuntularını okusun insanlar, en azından bir şeyler okuyorlar. Böyle diyorum da, bu kitabı okuduğunu özellikle belirten -zira hayatlarında okudukları kitap sayısı 20dir ve bunları gözünüze sokarlar- genç dimağlarla her konuşmamda duvarlara vuruyorum kafamı. Cahilliğin sınırlarını bir kademe daha yukarı çekip, okuyarak cahil olmayı başarmış bu genç guruları gördükçe farkettiğim bir başka şey düşündüklerini kısıtlı bilgileri ile, gerekirse çirkefliğe baş vurarak savunabilmeleri. Artık hiç şüphem yok ki, dünya bunlar gibi adamlar tarafından yönetiliyor ve savaşların çıkmasındaki temel neden, formal biçimde kullanılan bir sokak ağzı.

Varoluşçuluğun temelini sarsacak olaylar silsilesi gelişiyor günümüz dünyasında. Camus, Sartre, Kafka gibi dahiler olan biteni görse, polisiye roman mı yazarlardı, yoksa bizim gibi blog mu tutarlardı bilmiyorum ama, insanın varlığının bu kadar anlamsızlaştığı bir başka yüzyıl yoktur dünya üzerinde. Kafka’nın anlattığı “Trapez sanatçısı”nı aradım bugün bir alışveriş merkezinde de, ellerinde kalmadığından dem vurdular. Hiç olmazsa yarın oralara tekrardan gidecek bir nedenim oldu.

Bazen bir şeylere başlıyorum, neye başladığımdan habersiz, olaylardan ilgisiz kalkıyorum hikayenin başından. Bir şeyleri farkettiğime dair bir yazı yazmaya başladığımı fark ettim de az önce, yukarıdaki satırlarda neler yazdığıma dair bir fikrim yok yeminle. Gelecek hafta başlayacak vizelerime hiç çalışmadığımı farkettim, fütursuzca klavyenin tuşlarına basarken. Madem öyle, kontrol etmeden, kesip biçmeden yazayım da, hiç olmazsa harcadığım zamanı kayıtlara geçireyim. Ne kadar anlamsız zaman harcadığımın farkına varıp, ilerde çocuklarıma anlatırım deneyim diye...

Hiç yorum yok: