15 Kasım 2010 Pazartesi

Serbest Atış #1


Bazı günler benimle hiç alakası olmayan şarkılar dilime, aklıma takılıyor. Salak salak akşama kadar onları söyleyip dolanıyorum etrafta. “Aslında olduğum şeyi mi inkar ediyorum?” diye derin düşüncülere dalıyorum da kafamın içindeki soru işaretleri bir türlü gitmiyor. Bende çareyi değişmekte arıyorum.

Misal geçenlerde sadece gömlekle alınan bir mekana gittim; daha önce kapıdan çevirmişlerdi gömleksiz almıyoruz diye. Kimin aklına gelirdi insanların takım elbise ile eğleneceği bundan yıllar önce. İçeride yüksek sesli müzikte kendinden geçmiş güruha göz attıktan sonra barın yolunu tuttum. İçki içmeyi bilen adamla bilmeyeni ayırt edebiliyorsunuz böyle yerlerde. Keyif için içenle, başka nedenleri olanları. Neyse konu bu değil; ne içtiğim de beni ilgilendirir. Etrafa uzun uzun göz attıktan sonra bir köşe buldum kendime; gece kulübünde bile izole olmayı başarabildiğime şaşırıp olan biteni anlamaya koyuldum.

Yaşadığım 3-4 saatlik eziyeti eve dönerken kulağıma taktığım mp3 çalardaki albümler dindiremedi maalesef. O aklıma takılan şarkı da hiç hoşuma gitmedi duyduğumda. Peki niye dinliyorum hala? Bilmem.

Hangimiz daha doğru hayatlar yaşıyoruz bilmiyorum ama, okudukça, izledikçe daha çok farkına varıyorum, beynim daha çok zorlanıyor. Kafamın içinde bir iltahap oluşuyor da sanki, onu akıtmak için dinliyorum bu şarkıları.

İşin aslını soracak olursanız, ne ben değişebilirim, ne de bu dünya daha güzel bir yer olur. Hepimiz boka batmışız; Oscar Wilde’ın da söylediği üzere sadece farklı derinliklerdeyiz. Yine de cehaletin kesin bir mutluluk getirdiğine tam inanamasam da, Camus’nün para-mutluluk denkleminin bilimsel çevrelerce kabul görmesi ve insanların birbirine yalan söylemeyi bırakması en büyük dileğim.

Yine bir yerden başladık, saçma sapan bir yere geldik. Beynimin çalışma şeklini seviyorum ama, başıma sıkça işler açtığı da kesin

Hiç yorum yok: