
O kadar uyuşuk oluyorum ki bazen, hayat hiç bitmeyecek gibi geliyor. Evet, her seferinde kıymetini bilmemiz gerektiği konusunda laflar söylenen hayat. İntihar düşüncesi o kadar da ağır değildir aslında; ağır olan eylem kısmıdır. Herkes intiharı düşünebilir ama etraflıca düşündüğü bu anlarda hissettikleridir ne kadar bağlı olduğu hayata. Misal ben ölüm fikrini düşündüğümde gözlerim dolar. Ne kadar sıkılırsam sıkılayım, hayatım ne kadar boktan giderse gitsin, ölüm hiçbir şekilde kabul edilebilir bir çözüm yolu değildir. House’un da söylediği gibi, Game Over olur ve “pliz, insert koyin” diye de yazı çıkmaz. Dükkanı kapatır gidersiniz.
Aslında asıl canımı sıkan da tam olarak bu durum. Bu arada kalmışlığın getirdiği yük anlamsız ağırlaşır zaman zaman. Bunu biraz da biz ağırlaştırırız gayrı ihtiyari. Dün akşam kızın biri “ateş düştüğü yeri yakar” dedi; atalarımızın söylediği, tamamen aklımdan çıkmış bu güzel söz öbeği, akşamdan beri beynimi kemirmekte. Boktan acılarımızı kıyas sıralamasına sokmaya kalksak, öfkeli kalabalığın bizi kovalaması ile son bulabilir bu eylem. Yine de başkalarının acılarının bizimkilerden daha büyük olduğunu düşünerek avunmak bana göre yapılabilecek en büyük iki yüzlülük. “Ulan adamlar neler çekiyorlar” diyerek lafa girmenin samimiyetsizliği rahatsız ediyor beni, ağzına yüzüne vurasım geliyor insanların. Başkalarının acıları üzerinden mutluluk betimlemesi yapmak ne kadar büyük hıyarlıksa, çektiğin acıları anlamsız bir şekilde büyütmek bir o kadar hıyarlık. Obsesif bireylerin sıkıntıları olabilir bunlar; vakt-i zamanında bu konuda uzman olacak bir doktora aşıktım da, hiç sorma fırsatım olmadı kendisine olan saplantımdan.
Bu konuya ilerde tekrar değinelim mutlaka ama bu arada kalmışlık da insanın kendisinden kaynaklı bir durum. “Yaradılış” diyerek sıçtığı şeyin üzerine tüy diken, kendisini toplumdan izole eden ukala adamın dramı da beni öldürüyor doğrusu. Evet, bende bu familyaya mensup gibiyim ve yakın bir dostumun daha bu sabah söylediği üzere, hastalıklı beyinlerimizle toplum için bir tehdit oluşturuyoruz belki de. Blogların olduğu bir devirde olmamız toplumu koruyor mu, yoksa toplumu mu bizden izole ediyor bilmiyorum ama, peşinde koştuğum bir kız var çok güzel kendisi. Maç seyrederken içimden çıkan canavarı görse, ortak aşkımıza olan bağlılığımı takdir mi eder, yoksa “izolesin sen izole kal” diye beni görmezden mi gelir bilmiyorum ama, kendisi beni tanısa çok sever. Kendisini tanımama bir izin verse hem beni arada kalmaktan kurtarır, hem de onu dünyanın en mutlu kadını yapmam için bana bir şans verir.
Şu son cümleleri okuyan hiçbir aklı selim insanın “açılım”da bulunacağını sanmasam da, her zaman iyi bir aşık olduğumu bilmelerini ister, yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder