
Kendimize bir şeyleri itiraf etmekle ilgili sıkıntılar yaşamaya başladığımız günler, tam olarak hayatımızın boka sarmaya başladığı günlerdir. Önce kendi yalanlarımızı yaratırız, daha sonra bu yalanlara inanmaya başlarız. Hayat aslında zor değildir hiçbir zaman. Değişkeni çoktur evet, algılarımızı zorlar sıklıkla. Ancak bütün bunların yanında oldukça da temizdir; var olan bir şeyler vardır ve sizden bunu kabul etmenizi, bununla yaşamanızı ister. Kabul etmek gerek, bazen sunmak yerine suratınıza çarpar bu gerçekleri. Olayın kabullenme kısmında yaşadıklarımız bizi biz yapar.
Geçenlerde farkettiğim ve hayatın suratıma yenice çarptığı gerçeklik ise ne kadar yalnız olduğum. Sosyal açıdan oldukça başarılı sayılacak bir geçmişim varken aradan geçen yıllarda evrildiğim ilk insan modu herkesçe kolay kaldırılabilecek bir şey değil. Sorunun ne olduğuna dair değişik yöntemler denedim, içinde doktorlarında bulunduğu. Yine de her başarısızlık hissiyatından sonra kendimi öldürmeyi düşünmekten kendimi alamıyorum.
Oturdum sorguladım sonra bu başımdakileri, karşımda biri varmış gibi anlattım durdum saatlerce, yalnız kaldığım bir akşamüstü. Sonucun benim sosyal ilişkilerimde tıkandığını, eskiden daha mutlu olduğumu falan düşündüm. Sonra kaybettiğim iletişim kaynaklarımı aradım da, bulamadım, temizlik esnasında nereye kaldırdıysam artık. Sonra çıktım evden, birkaç bira içtim arkadaşlarla.
Şimdi Jack Johnson dinledim diye yaz geldi bir anda, her şey pek güzel bir havaya büründü. Maalesef kabullenemediğim ve değişmeyen şeyler devam etmekte ve bu sefer tokatı nerede yiyeceğimi bilmiyorum. Geçenlerde bir resim eklemiş; 6 aydır aramıyorum, sormuyorum ama sorsa nasılsın diye neler anlatırım durmadan. 6 yıl geçti değişmedi bir şey, 6 ayda mı değişecek?


