6 Aralık 2008 Cumartesi

DENEME

Her yağmurlu günün ardından sabahları kalkış. İnsan bu cümleyi gördüğünde hemen o sabahları düşünmeye koyuluyor. Hemen ilk aklımıza gelen,genel olarak her sabah yaptığımız,ama nedense yağmurlu havalara bağladığımız,yataktan çıkamama muhabbetidir. Nedense hemen havayı suçlarız,kendimizde suç aramak yerine.
Havanın kapalı olması neden insanlar için bu kadar önemlidir. Neden tüm kötü olayları sudan sebeplere bağlarlar.
Aslında hayattan sıkılmaya başladığımız her dönemde bir yağmur yağar. Ertesinde güneşin açacağını bilmek bizi bu kadar karamsar yapıyor herhalde. Her düşen yağmur damlası,hayatımızdan atmak istediğimiz,görmek istemediğimiz şeyler. O kadar çok damla düşüyor ki yere,insan şaşıyor. Kendisi dışında yaşayanların olduğunu görmek onu bilinmez bir ruh hali içine sokuyor. İnsan belki de bu kadar çok insanın yaşadığını görmek için ağlıyor. Belki de ağlamaktaki amaç etrafta bizi duyan birini bulma telaşı.
İşin en ilginç tarafı da bu sanırım. Hem etrafımızda dönen bir dünya yaratma telaşı ve kendimizi insanlardan ileri görme;dünyanın etrafımızda dönmesi isteği;herkesi piyon gibi görmek. Hem de her canımız sıkıldığında yağmura sebep olmak. Peki biz neden bu kadar yalnızız? Acaba herkesi hayatımızın bir parçası olarak görmek yerine onların bizimle birlikte öldüğünü mü düşünüyoruz? Yoksa herkesi bir sorun olarak mı görüyoruz? Ya da her gün yeni bir sınavdan mı geçiyoruz?
Belki de hayatın çekilmez tarafı bu. Her gün ellerimizle gömüyoruz insanları toprağa,yinede bitmiyorlar. Hangi biriyle baş edeceğiz ki? Ya da nereye kadar? Dünyanın öbür ucunda birinin bizim için yaşadığı düşüncesi o kadar güzel ki. Bu duygudan kurtulmak o kadar küçültür ki bizi. O kadar aşağılık yaratıklar haline geliriz ki. Zaten her güne başlarken sonumuz ne olacak telaşı ile başlıyoruz. Yalanlar olmazsa nasıl yaşarız hayatta;nasıl tutunuruz hayata. Biz bizi avutacak birine ihtiyaç duyuyoruz. İçimizde onu bulma telaşı. Hele bir yerden sonra tüm dünya telaşımız. Hayat onun etrafında dönüyor. Al sana yeniden bir şeylerin merkezi olma durumu. Hiç durmadan kendimizi paradoksların içine atıyoruz. Hiç durmadan sorun yaratıyoruz kendimize.
Ve sonunda buluyoruz. Peki elimize geçen ne mi? Emekli olup bir tatil beldesine gittiğimizde,verandada sigaramızı yaktığımızda,içimizde yatağımızı birinin topladığını bildiğimiz,birilerinin çayımızı demlediği,yemeğimizi hazırladığı,yatarken sıcaklığını duyacağımız ve elimizden maaşımızı alacak birinin olacağı duygusuna varmak.
İşte tüm dünyaya lanet yağdırdığımız,sürekli musonlara sebep olduğumuz olaylardan sonra,hayatın herkesin yaşamayı kabul ettiği kısmına geçtiğimiz an. Sonra da insanlara,şimdiki hayatımızı düşündüğümüzde,gerçekten yaşadığımız kısımlarla ilgili bir takım GERÇEKLER anlatırız. Artık insanların birbirleri için yaşadığını anlarız. İşte hayatın kısa özeti.
Bir de insan küçük şeylerle mutlu olmaz derler…